KESK'in İşbırakma Kararı Üzerine
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu ( KESK) 14 Ocak'ta iş bırakma kararı aldı. Bu karar iş yerlerine iş bırakma kararından yaklaşık iki hafta önce duyuruldu. Kararın duyulması emekçiler içerisinde mevcut sendikaların ve KESK'in tartışılmasına yol açtı.
Benzer bir şekilde Birleşik Kamu İş sendikası 19 Aralık'ta hemen aynı gerekçelerle bir günlük iş bırakma kararı almıştı.
Kamu İş Konfederasyonu ile KESK' in iş bırakma gerekçelerine bakıldığı zaman birkaç ayrıntı dışta bırakılırsa hemen hemen aynı taleplerin ileri sürüldüğü görülmektedir.
Özet olarak çalışma ve yaşam koşullarının kötüleşmesi,kamu emekçilerinin ve emeklilerinin mevcut durumda yaşamlarını sürdüremez hale geldikleri, TÜİK'in açıkladığı enflasyon rakamının gerçeği yansıtmadığı, hükümetin emekçileri ve emeklileri açlığa, sefalete ve yoksulluğa mahkum ettiği, onun için ücretlerin insanca yaşayacak oranda ve gerçek enflasyon oranında ve refah payı da gözetilerek arttırılması ve yapılan seyyanen zamların emekliliğe yansıtılması, vergi diliminin %15'te sabitlenmesi, grev ve toplu iş sözleşmesini içeren bir toplu pazarlık sistemi talep edilmektedir.
Ortak talepler için ortak mücadele
Yukarıda kısaca ifade ettiğimiz gibi aynı taleplerle iki konfederasyon ikişer hafta arayla hemen hemen aynı eylem biçimi ile emekçileri hakları için iş bırakmaya çağırmaktadır.
Bu durum okullarda, bürolarda, iş yerlerinde aynı koşullarda çalışan, aynı çatı altında çalışma sürdüren, aynı havayı soluyan, aynı duyguları yaşayan emekçileri öfkelendirmekte bağlı oldukları sendikaların kendilerinden habersiz alınan eylem kararlarını tartışmalarına, eleştirmelerine ve yeni bir yol arayışına yönlendirmektedir.
Bahsettiğimiz her iki eylem çağrısı da iş yerinde hemen hemen farklı konfederasyonlara üye emekçiler içerisinde aynı tepki ve öfkeyle karşılandığını söyleyebiliriz. Öyle ki birçok iş yerinde (çalıştığım işkolu bağlamında eğitim işkolunda) okullarda emekçiler bu hak alıcı olmayan, emekçileri yıpratan, sendikal ayrımı derinleştiren eylem ve etkinliklerin bir an önce son bulmasını istemektedir. Hak almaya yönelik birleşik ortaklaşa bir mücadelenin iş yerinden başlayarak nasıl kurulacağını tartışmaktadır.
Örneğin bir okulda farklı sendikalara üye eğitim emekçileri ya da sendikasız emekçiler ortak talepler için ortak mücadele başlığıyla bir metin kaleme almış ve bundan sonra emekçilerin iş yerinde ortak mücadelesini içermeyen eylemlere katılmama kararı almıştır.
Yine benzer şekilde başka bir iş yerinde konfederasyonların ortak talepler için ortak mücadelenin koşullarını oluşturmaları gerektiği söyleniyor ve bunun için iş yerinden başlayarak sendikalar üzerinde bir basınç oluşturmaya ve mücadeleyi ortaklaştırmaya karar aldıklarını ilan ediyorlardı.
Sendikaların bir şey yapmış olmak için aldıkları ve emekçilerin karara ortak edilmediği bu tür eylemler sendikal harekete olan güveni iyice dibe vurmuştur. Bugün kamu emekçileri alanında sendikalaşma oranı yüksek görünse bile bunun gerçek nedeninin son yıllarda işveren işbirlikçisi sendikalara üye olmanın neredeyse işe başlamak için koşul haline getirilmesinden kaynaklandığını biliyoruz.
Dolayısıyla mevcut sendikalar emekçilerin birleşme ve mücadele merkezi olmaktan çok uzaktır. İşbirlikçi sendikalar emekçileri hükümetlerin dayattığı koşullara razı etmek için bir çaba içerisindedirler.
KESK, Birleşik Kamu İş ve benzeri konfederasyonlar ise hem hükümetin baskıları sonucu ve hem de örneğin KESK'in giderek emekçilerden uzaklaşması, iş yerlerinden kopması sonucu marjinalleşmesi ile emekçiler içerisindeki etkisi ve gücü azalmıştır.
Yukarıdaki iki konfederasyonun bugün kamu emekçileri içerisindeki örgütlenme düzeyi emekçilerin 1/6 ( Yaklaşık altıda bir) kısmını kapsamaktadır. Dolayısıyla emekçilerin büyük çoğunluğu işbirlikçi sendikalar eliyle mücadelenin dışına itilmiştir.
Bu durumda emekçilerin ana gövdesini kucaklamayan iş yerlerinde emekçilerin kararlara dahil olmadığı yukarıdan dayatılan eylemlerin emekçiler nezdinde bir karşılığı yoktur.
Ne yapılmalı?
Son yıllarda çalışma ve yaşam koşullarının giderek kötüleştiğini farkında olan emekçiler bu durumun düzeltilmesi için emekçilerin birlikte güçlü bir mücadele vermeleri gerektiğini öğrenmişlerdir. Bugün birçok iş yerinde emekçiler sendikalardan hızla uzaklaşmış durumdadır. Sendikal çağrılar ve eylem kararlarına sendikaların şube yönetimleri dahil katılım göstermemektedir. Geçen haftalarda bahsedilen iki konfederasyon Büyük Millet Meclisi önünde sınırlı sayıda insanla basın açıklaması yapabilmiştir.
Yapılan iş bırakma çağrıları hayat bulmamıştır. Bu durum iş bırakma, grev gibi mücadele araçlarının içeriğinin boşaltılması sonucunu doğurmaktadır.
Sendikaların yeniden emekçilerin birleşme ve mücadele merkezleri olması için iş yerinden başlayarak bütün emekçileri kucaklayan yeni bir harekete ihtiyaç vardır.
Onun için iş yerinde farklı sendikalara üye ya da sendikasız emekçilerden oluşan iş yeri komiteleri, iş yeri meclisleri ile işe başlanabilir. Bu yapı iş yerindeki tüm emekçileri bir araya getiren, kararları ortaklaştıran, emekçilerin ortaklaştığı talepleri iş yerinden başlayarak şubelere, şubelerden genel genel merkezlere doğru bir basınçla ileten böylece emekçi iradesini açığa çıkaran bir rol oynayabilir. Buradan başlayarak taleplerin ve eylemlerin ortaklaştırılması sağlanabilir.
Bu ve benzeri örgütlenmeleri işçi sınıfının geçmiş yıllardaki deneyimlerinden biliyoruz.
1 Aralık 2000 tarihinde işçi ve Kamu emekçisi sendikalarının oluşturduğu Emek Platformu'nun çağrısı ile yüz binlerce emekçi ortak talepleri için iş bırakmıştı.
Örneğin KESK'in Kamu Sen ile ortaklaştığı ve Kamu İş ile diğer memur ve işçi konfederasyonlarının emek ve meslek örgütlerinin de destek verdiği 25 Kasım 2009 tarihli "Grevli toplu sözleşmeli sendika " talepli bir günlük iş bırakma eylemine yüzbinlerce emekçi katılmış, iş yerlerinde karar büyük bir coşku ile karşılanmış, konfederasyonlara üye olmayan emekçilerde destek amaçlı iş bırakmıştı.
Örneğin metal işçileri başta Bursa Renault ve Tofaş işçileri olmak üzere, bundan 10 yıl önce işbirlikçi sendika olan Türk Metal sendikasını da karşılarına alarak, imzalanmış olan toplu iş sözleşmelerini tanımayarak, iş yeri komitelerini kurmuş, işverene ,sendika bürokrasisine karşı kendi özgücüyle, sınıfın birliğinin yarattığı basınçla bir mücadele başlatmış ,sınıfın birliğini gerçekleştirerek o günün koşullarında yeni bir toplu iş sözleşmesi imzalayarak sendikal bürokrasiyi aşmış, işverene geri adım attırmayı başarmıştır.
Yine geçtiğimiz 2024 yılı Ocak ayında DİSK /birleşik metal işe bağlı iş yerlerinde binlerce işçi işverenin dayattığı yüzdelik zammı kabul etmemiş, Cumhurbaşkanı kararnamesi ile getirilen grev yasağını tanımayarak iş yerinde birliğini sağlamış, o dönem için %60'lara varan bir zam almayı başarabilmiştir. Buna benzer birçok örnek sınıf mücadelesi tarihinden verilebilir.
Ancak bu kadarı yeterlidir. Bugün yapılması gereken geçmişte işçilerin ve gene kamu emekçilerinin örneğini verdiği birleşik mücadelenin izinden gitmektir.
Kazanıma götürecek yol emekçilerin birleşik mücadelesidir.
Genel Grev Genel Direniş
Kapitalist emperyalizmin içine girdiği ekonomik durgunluk ve krizden çıkmak için emeğe yönelik saldırılarını arttırdığı, sendikal, siyasal haklar ve örgütlenme özgürlüğünün tüm dünyada gerilediği günümüzde işçi sınıfı ve emekçilerin örgütlü ve birleşik bir mücadele dışında bir şansı kalmamıştır. Emperyalizme göbekten bağlı olan Türkiye iktidarı ımf'siz IMF programları ve Erdoğan/Şimşek Orta vadeli planı ile işçi ve emekçileri hızla yoksullaştırmakta, emeğin değeri düşerken sermayenin kasaları şişmektedir. Enflasyonla mücadele adı altında uygulanan bu program ile 2026 yılında da işçi ve emekçilerin çalışma ve yaşam koşulları giderek daha da kötüleşecektir.
Içeride ve dışarıda sıkışan Tek Adam rejimi ve Saray iktidarının saltanatını sürdürmek için baskıcı otokratik rejimi tahkim etmek dışında bir planı yoktur.
Bugün yalnızca kamu emekçilerinin birliği tek başına sermaye iktidarını geriletmeye ve taleplerimizi kazanmaya yetmeyecektir.
Onun için bütün emekçileri birleştirecek bir perspektifle hareket etmek zorunluluktur.
İnsanca çalışma ve yaşam koşulları isteyen işçileri, kamu emekçilerini, üretmek istiyoruz diyen, geçinemiyoruz diyen yoksul köylüleri, açız diyen emeklileri, eşit ve özgür yaşamak istiyoruz diyen kadınları, gelecek isteyen gençleri birleştirecek bir yerden mücadeleye bakmak gerekmektedir.
Seçme ve seçilme hakkının ayaklar altına alındığı, basım ve yayın, düşünceyi ifade etme özgürlüğünün rafa kalktığı, mevcut yasaların bile tanınmadığı, anayasa ve uluslararası sözleşmelerin hiçe sayıldığı günümüzde fiili ve meşru bir mücadele hattıyla, genel grev ve genel direniş dışında kazandıracak bir yol görünmemektedir.
Öyleyse işçi sınıfı ve kamu emekçilerinin geçmiş mücadele deneyleri ile biriktirdiklerini de gözeterek acil talepler için ortak mücadelenin gereklerini yerine getirmek için iş yerlerinden başlayarak ortaklaşmaya ihtiyacımız var.
KESK'in 14 Ocak tarihli iş bırakma çağrısının bu koşullarda gerçekleşme gerçekleşme olanağı yoktur.
Henüz yol yakınken bu karar gözden geçirilmeli, emekçilerle tartışılarak, acil ortak talepler noktasında bir çalışma ve eylem planı ortaya konmalı, emeğin birleşik mücadelesinin açığa çıkması için bütün olanaklar kullanılmalıdır.
Emekçilerin iş yerlerinden başlayan ortak talepler için ortak mücadele çağrıları kavramamız gereken halkayı işaret ediyor.
Kemal Yadırgı
Eğitim Emekçisi