2025 yılında Türkiye'de iklim değişikliği ve çevresel sorunlar ile ilgili yeni yasalar, toplumsal direnişler, sıcaklık, kuraklık, yangınlar, seller nedeniyle, iklim adaleti talepleri öne çıktı. 2025 yazında, Türkiye’de, 50,5 dereceyle sıcaklık rekoru kırıldı. 2025 su yılında yağışlar, son 52 yılın en düşük seviyesinde kaldı. Kapitalist sistemin aşırı üretim, şımarık tüketim, anlamsız yaşama biçimi ile ekolojik eşiğin aşılması ana gündemimiz oldu. İnsanlığın ve uygarlığın geleceği tehdit altına girdi.
Hakan Tosun cinayeti 2025 yılının ekoloji örgütleri açısından en dramatik tarafı, ekoloji aktivisti, belgeselci Hakan Tosun’un öldürülmesi oldu. Sokak ortasında dövüldü. Hakan Tosun 27 saat hastane acilinde komada kimliksiz olarak bekletildi. Ekoloji aktivistleri ve ailesi tarafından ‘’Hakan Tosun nerede’’ sesleri yükselince ve sahip çıkıldığı anlaşılınca acilden yoğun bakıma alındı ama kurtarılamadı. Hakan’ı öldüren katilleri polis bir gün sonra telefonla karakola davet etti. Kameralardaki kayıtlar karartıldı. Zanlılardan ikisi tutuklandı ama öldürülme sebebi henüz açıklanmadı. 2024 yılında Artvin’de ağaçların kesilmesine karşı çıkan Reşit Kibar öldürülmüştü. 2017 yılında taş ocaklarına karşı mücadele veren Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu katledilmişti. Hiç birinde asil failler ortaya çıkartılamamıştı. Umarım bu yıl bu cinayetlerin faillerinden hesabın sorulduğu yıl olur.
TBMM’den başında iklim olan bir yasa geçti. İçerisinde iklim ticareti çıktı. Halkı iklim değişikliğinden koruyacak önlemler yerine emisyon ticaret sistemi yasalaştı. ‘’İçerisinde karbon borsası, karbon kredileri, karbon fiyatlandırma araçları var. İklimin finansmanı var. İklimin değişimine neden olan olgular ve sorumlular yok.’’ İklim değişikliğinden olumsuz etkilenen dezavantajlı guruplar yok. Önlemler yok.
Yasaya karşı itirazlar yapıldı. ‘’Halkın iklim kanunu’’ talebi toplumda ciddi karşılık buldu. Protestolar yapıldı. Yapılan kampanyalarla; İklim meselesinin yaşam mücadelesi olduğu, fosil yakıt üreticilerinin direk sorumluklarının bulunduğu ve emisyon hesabı ile hal olmayacağı, fosil yakıtlardan çıkışın programlanması gereği anlatıldı. Toplumda karşılık bulan bir farkındalık yaratıldı.
‘’19 Temmuz 2025 tarihli 7554 sayılı torba yasada ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) süreci ile ilgili’’ halkın ve doğanın aleyhine, sermayenin lehine değişiklikler çıktı. ÇED süreçleri bay-pas edildi. Maden ve enerji şirketlerinin önündeki tüm yasal engeller kaldırıldı. Halkın, hakkını korumak için başvurulduğu yargı yolları zorlaştırıldı. Doğa açısından riskler daha da büyüdü. Ülkemizin topraklarının ortalama %68’i yalnızca metalik madencilik için ruhsat alanı için rezerv edilmişti. Bu oran kimi şehirlerde (Tunceli) %90 civarındadır. Kazdağları’nda ise oran %79. Kazdağlarının %79’unun kazındığını bir düşünün. Oksijen deposu olarak bildiğimiz yerden geriye bir şey kalır mı? 2026 ‘’topraklarımızı bu talancılara verecek miyiz?’’ sorusunun cevabının arandığı yıl olacak.
Hayvan hakları ile ilgili 2024 yılında çıkartılan 7527 sayılı yasada yapılan değişiklik, 2025 yılında kimi kamu kurumlarınca hayvan dostlarımıza karşı acımasızca uygulandı. ‘’Yasa; sahipsiz sokak hayvanları için barındırılıncaya kadar, bakım evlerinde tutulması ve bazı durumlarda uyutulması (Ötenazi) gibi değişiklikler içeriyordu.’’ Hayvan hakları savunucuları, ekoloji mücadelesi veren örgütler ve bu alanda duyarlılık gösteren yurttaşlarca durum protesto edildi, öldürülmeler engellenmeye çalışıldı. Hayvanların yaşamı, doğanın yaşamı ile eşleştirildi. Belediyelerden sorumluluklarını yerine getirmeleri ve ötenazi uygulamalarından vazgeçmeleri istendi.
Bu yıl ‘’acil Kamulaştırma’’ kanunu ile mülkiyet gaspı ve yerinden edilmeler yaşandı. En vahşisi ise Hatay/Antakya halkına yaşatıldı. Hatay’da enkazın boyutu daha da büyüdü. ‘’İnsanların toprakları ile olan bağı kopartıldı. Mekânsal tasfiyeler yaşandı. Arazi kullanımındaki dönüşüm ve “toprak gaspı” eşitsizlikleri derinleştirdi.’’ Hatay halkının feryadını halk duydu, dayanışma etkinleri yapıldı. Yıl boyunca mücadele verildi, direnildi. Sorun ne yazık ki çözülemedi.
Önümüzdeki yılda tahribat sürecek gibi gözüküyor.
Akbelende orman ve zeytinliklerin kömür madeni için yok edilmesi de Türkiye’nin gündemindeydi. Bölgede ve TBMM önünde direnişler yapıldı. Ne yazık ki tahribata engel olunamadı. Bölgedeki ekolojik yıkım ve yıkıma karşı direniş sürüyor. İliç’teki maden felaketinde 9 insan yaşamını yitirdi. Madendeki zehirli atıklar bölgeye aktı. Şirket şimdi madeni yeniden açma çabasında. Akkuyu nükleer enerji santralinin önümüzdeki yılda açılacağı bizlere müjde olarak sunuluyor. Biz kapatılmasını, topraklarımızın nükleer atıklarla kirletilmemesini istiyoruz. Akkuyu nükleer santralinin açılmasını istemiyoruz. Bizim enerji açığımız yok. Enerji verimliliği sorunumuz var.
COP; (Birleşmiş Milletler ‘’Taraflar Konferansı’’) İklim Değişikliği konusunda çözüm bulmak için her yıl toplanıyor. Bu yıl Brezilya’nın Bellem kentinde otuzuncusu düzenlendi. Toplantılar iki ayrı bölümden oluştu.
Birinci bölümde, Birleşmiş Milletlere bağlı yaklaşık 200 devletten oluşan temsilcilerin katıldığı resmi toplantılar yapıldı. İklim değişikliğinin direk sorumlusu fosil yakıt üreticilerinin cirit attığı ve sonuç bildirgesinde fosil yakıtların üretiminin sınırlandırılmasına yönelik tek bir cümlenin dahi kurulmasına müsaade edilmediği görüldü. İkinci bölüm ise sivil toplum kurumlarının örgütlediği alternatif ‘’Halkın COP’larıydı’’. Bu yıl dünyanın her tarafından gelen sivil oluşumlar 70 bin kişilik bir mitingle halkın alternatif iklim zirvesini gerçekleştirdi. Türkiye’den de iklim aktivistleri katılım sağladılar. Resmi COP’u protesto ettiler. Çıkardıkları sonuç bildirisinde; kapitalist sistemin aşırı kâr uğruna çılgınca üretimi durdurulmadıkça ve fosil yakıtlardan çıkılmadıkça iklim değişikliğinin önüne geçilemeyeceğini dünyaya haykırdılar.
Gelecek yıl COP 31 Türkiye’de Antalya ilimizde olacak.
Hükümetimizin iklimle değil ama otellerin doluluk oranlarıyla ilgileneceğini öngörmek zor değil. Kaldı ki Türkiye hükümeti fosil yakıtlardan yana tavır almış durumda. Alternatif halkın iklim zirvesini örgütlemek yine ekoloji örgütlerine, aktivistlere ve duyarlı sivil toplum kuruluşlarına düşecek. Bizi mücadele dolu bir yıl bekliyor. 2026 yılı ekolojik yaşamdan yana örgütlenme ve emek hareketi ile bileşenlerinin özne olacağı bir yıl olsun.